TÜRKTOB

Sosyal Medyada
Birliğimiz

TÜRKTOB Başkanı Kamil Yılmaz, TZYMB’in 'Tohum Geleceğimizdir’ Panelinde konuştu

TÜRKTOB Başkanı Kamil Yılmaz, TZYMB’in 'Tohum Geleceğimizdir’ Panelinde konuştu

Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği (TZYMB) tarafından düzenlenen ‘’Tohum Geleceğimizdir’’ ana temalı panel ve meslekte 30 yılını dolduran ziraat mühendislerine plaket sunma töreni 13 Mayıs 2017 tarihinde Ankara’da yapıldı.

***

Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği (TZYMB) Başkanı Fehmi Kiraz’ın ev sahipliğinde düzenlenen etkinliğe Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Hadi Tunç, Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş, Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Başkanı Burhanettin Topsakal, TÜRKTOB ve TÜSAB Başkan Yardımcısı Yıldıray Gençer ve Tohumculuk Dairesi Başkanı Mehmet Sığırcı başta olmak üzere çok sayıda akademisyen, bürokrat, teknokrat ve dinleyici katıldı.

***

Prof.Dr. Celal Er’in başkanlık ettiği ‘’Tohum Geleceğimizdir’’ ana temalı panelde ise Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kamil Yılmaz, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürü Mesut Akdamar, Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Seydi Ahmet Bağcı ve Özel Sektörü Temsilen Dr. Ali Üstün konuşmacı olarak yer aldı.

***

Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kamil Yılmaz, panelde özetle şöyle konuştu;

’Tohum Geleceğimizdir’’ çok güzel bir başlık olmuş. Çünkü, gıda ve giyim başta olmak üzere tarımsal endüstriye ham madde sağlayan bitkisel üretimin en önemli ve temel girdisi, gıda zincirinin en önemli halkası tohumdur. Ayrıca tohum, üretimde verim ve kaliteyi doğrudan etkileyen faktörlerin başında gelmektedir.

Tohumluğun verim ve üretim artışındaki payı ortalama olarak %25 dolayındadır, hatta bazen bu pay bazen %40’lara,hibritlerde %’100’lere çıkabilmektedir. Giderek azalan tarım alanlarını ve artan dünya nüfusunu düşündüğümüzde aynı alandan daha çok ve kaliteli ürün almak gerekliliği bize gerçekten tohum geleceğimizdir dedirtmektedir.

Tohumun tarımda kullanılan ilk tarımsal girdidir. Ancak Türkiye’de tohumculuğun ekonomik bir iş kolu olarak gelişmeye başlaması yani endüstri haline gelmesi yeni bir süreç sayılabilir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki; Türkiye’de tarım ne zaman endüstriye dönüşmeye başladıysa, tohumculukta benzer tarihlerde aynı gelişmeleri göstermiştir.

Dünya 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra bir gerçeği anladı.

Neydi bu gerçek?

Güçlü ve istikrarlı bir tohumculuk endüstrisine sahip olmayan ülkeler tarımsal üretimde de asla söz sahibi olamayacaklardı ve tarım sadece bitkisel ve hayvansal ürün üretmek demek değildi. Tarım küreselleşmenin ve küreselleşme içinde süregitmekte olan varoluş mücadelesinin en temel sektörüydü. Bu sektörün en önemli silahı ise tohum ve her türlü çoğaltım materyali idi.

Tabi ki dünya bu bilinçle hareket edip politika ve uygulamalarını belirlerken diğer yandan her sektörde olduğu gibi tohumculukta da teknoloji büyük bir hızla gelişmeye devam etti.

Dünyada 1850’li yıllarda başlayan tohumculuk çalışmaları,(kalite testleri, tohum standartları vb.) özellikle son 60 yıla şöyle bir baktığımızda; baş döndürücü ilerlemeler kaydeden genetik bilimi, bitki ıslahı ve diğer AR-GE çalışmaları ve özellikle 1990’lı yıllarda ivme kazanan bitkisel biyoteknoloji, tohumluk endüstrisinin giderek bilime dayalı bir ekonomik sektör ve endüstri haline dönüştürmüştür.

Yetmemiş, sınai ve fikri mülkiyet hakları kavramının içine tohumculukta girmeye başlamıştır. 1960’lı yıllardan itibaren tüm dünyada ‘’Bitki Islahçı Hakları’’ kavramı kurumsallaşmaya başlamış ve bu süreç tohumculuk sektörünün güçlenmesine büyük katkı vermiştir.

Bu çok kısa tarihçeye birde uluslararası organizasyonları eklemek gerekir. Dünyada tohumculuk sektörünün gelişmeye başlamasıyla birlikte tohumlukların kontrolü, sertifikasyon, çeşit safiyetlerinin sürekliliğini sağlamak, yeni çeşitler geliştirmek ve bu çeşitleri korumak, tohumluk ticaretini teşvik etmek, uluslararası kurallar koymak, ülkeler arasındaki teknik engelleri kaldırmak için OECD, ISTA, UPOV ve ISF gibi kurumlar oluşmuş, bunlar arasında 1900’lü yıllardan beri var olanlar da güçlenmeye başlamıştır.

Peki dünyada özetle bunlar yaşanırken Türkiye’de neler olmuştur?

Ülkemizde tohumculuk faaliyetleri cumhuriyet dönemi ile başlamıştır. Araştırma enstitüleri ve tohum ıslah istasyonları 1960’lı yıllara kadar önemli faaliyetlerde bulunmuş, ancak üretim ve ıslah konularında sınırlı kalmıştır.

1963 yılında 308 sayılı Tohumlukların Tescil, Kontrol ve Sertifikasyonu hakkında yayımlanan kanun ile ülkemiz tohumculuğunda yeni bir sayfa açılmış, bu kanunla çeşit tescili, sertifikasyon, kalite kontrolü ve piyasa denetimi konularında Tarım Bakanlığı görevler üstlenmiş ve daha etkin olmuştur.

Bu durum 1980’li yıllara kadar sürmüş, Türkiye’de bu yıllara kadar kamu ağırlıklı olarak olarak tohumculuk faaliyetleri yürütülmüştür.

1980’li yıllardan itibaren ülkemiz, tüm dünyada gündeme gelen küreselleşme ve serbest ticaret rüzgarının da etkisiyle iki önemli karar almıştır. 1983 yılında tohumluk fiyatları, 1984 yılında ise tohumluk ithalatı serbest bırakılmıştır. Serbest piyasa ekonomisinin hakim olmaya başlamasıyla özel sektör tohumculuğu gelişmeye başlamıştır.

Bu gelişmeler 1963 yılında yürürlüğe giren yasanın yetersiz kalmasına neden olmuş, dünyadaki ve ülkemizdeki ticari, bilimsel ve teknolojik gelişmeler, Avrupa Birliği’ne uyum süreci de buna eklenmiş ve sonuç olarak 2004 yılında Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunması ilişkin kanun ile, 2006 yılında Tohumculuk Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu yasalarla ilgili 20 civarında ikincil mevzuat hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştur.

Ülkemiz 1963 yılında ISTA’ya, 1968’de OECD Tohum Sistemine, 2007 yılında bitki ıslahçı haklarının korunması kapsamında UPOV’a üye olmuştur. Sivil toplum kuruluşlarımızda boş durmamış ISF, APSA, ESA gibi uluslararası kurumlarda üyelik ve temsil imkanları yakalanmıştır.

Az önce 2006 yılında Tohumculuk Kanunu’nun yürürlüğe girdiğini ifade etmiştim.5553 Saylı bu kanun gereğince, 2008 yılında Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) ve 7 Alt Birlik kurulmuştur. (BİSAB, FÜAB, FİDEBİRLİK, SÜSBİR, TODAB, TSÜAB, TYAB)

TÜRKTOB ve Alt Birlikleri kısa süre içinde kurumsal yapılarını tamamlamış,yaklaşık 40 bin üyesiyle sektörün her alanını temsil etmeye başlamış, ulusal ve uluslararası pek çok projeye imza atmaya, yurt dışında en etkin şekilde ülkemizi temsil etmeye başlamıştır.

Tüm bu gelişmeler tohumculuk sektörü açışından çok önemli sonuçlar doğurmuştur.

Sertifikalı tohum üretimi 2002 yılında 145 bin tondu. 2009 yılında 385 bin tonu aşan üretim, 2013’te 743 bin tona, 2015 te ise 896 bin tona ulaştı. 2016 yılında ise 957 bin 925 ton üretim yapıldı.

Bizde Türkiye Tohumcular Birliği olarak 2015 yılında, 2023 yılı için bir milyon tonluk bir hedef koymuştuk. Ancak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen yatırım teşvikleri, üretim ve kullanım destekleri, az önce söylediğim gibi Türkiye Tohumcular Birliğinin ve Alt Birliklerin kurumsal yapısını tamamlamasıyla oluşan sektör birlikteliği, tohum endüstrisine yapılan özel sektör yatırımları, sektörün bölgede ve dünyada uluslararası rekabet gücünün artması umduğumuzdan daha hızlı sonuçlar verdi. Hedefimize çabuk ulaştık.

Yeni hedefimiz kısa vadede 1.5 milyon ton sertifikalı tohumu çiftçilerimizle, topraklarımızla buluşturmaktır.

Sadece tohum üretiminden söz etmek tabi ki yetersiz kalacaktır. Bugün Türkiye’de 4 milyar adet fide, yaklaşık 140 milyon adet fidan (asma ve çilek dahil), 1,5 milyar adet süs bitkisi üretmektedir. Bu rakamlar 10 yıl öncesiyle kıyaslandığında fide üretiminde %300, fidan üretiminde %50 artış demektir.

Ayrıca, ıslahçı kuruluş olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından yetki alan özel sektör kuruluşu sayısı 230’u aşmıştır. Yani bir başka deyişle tohumculuk firmalarının %30’u aynı zamanda araştırıcı kuruluş yetkisine sahiptir.

Tüm tarım ürünlerinin tohumluklarının % 82’sini Türk tohumculuk özel sektörü tarafından üretilmektedir.

Bu oran ayçiçeği, patates, pamuk ve sebzede %100, mısır ve soyada %99, arpada %89, buğdayda 69’dur.

Değerli Katılımcılar,

Tohumculukta en çok tartışılan konulardan biride dış ticarettir. Rakamlara geçmeden önce şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum; Türkiye bugün tohum ithalatından vazgeçse bile kendine yeterli bir tarımsal ürün arzını rahatlıkla sağlayacak konumdadır. Zaten miktar olarak ihracatımız ithalatımızdan fazladır. Türkiye 70 ülkeye tohum ihraç etmektedir.

Tohumda 2004 yılında 35 milyon dolarlık bir ihracat yapıyorduk, 2015 yılında bu rakam 115 milyon dolar oldu. 2016 yılına baktığımız zaman ihracatımızın 153.5 milyon dolara çıktığını görüyoruz. Bu miktar 2004 yılına göre % 436, 2015 yılına göre % 49.4 oranlarında artış anlamına gelmektedir.

Tohumculuk sektörü içinde değerlendirilen süs bitkileri ve fidan ihracatının da eklendiğimizde 2016 yılında 262 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik.

2015 yılında % 70 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2016 yılında % 89’a çıktı.

Tohum ithalatımız ise miktarda 2016 yılında bir önceki yıla göre % 13 düşmüş,değerde ise 202 milyon dolarla aynı kalmıştır. Kısacası ithalat düşmekte ihracat artmaktadır.

Bu konudaki hedefimiz 2023 yılında 500 milyon dolarlık bir ihracat değerine ulaşmaktır.

Ana hatlarıyla tohumculuk sektöründeki gelişmeleri anlatmaya çalıştım. Ancak yine de Türkiye’nin geldiği nokta yeterli değildir. Çünkü önümüzdeki yıllarda sektörü daha acımasız bir rekabet beklemektedir. Dolayısıyla Türkiye tohumculuk sektörünün de çok daha güçlü olması gerekmektedir. Bunun için de üretim gücünü ve AR-GE alt yapısını güçlendirmesi ve sermaye yapısını geliştirmesi şarttır. Önümüzdeki yıllarda sadece Türkiye içinde değil, uluslararası alandaki tohumculuk sektörü büyümeye devam edecektir.

Türkiye 30-40 sene önceki noktadan bugüne geldiyse bugüne kadarki tecrübeleriyle, bilgisiyle ve sektördeki avantajlarıyla daha da büyümeye devam edecektir. Şu anda Türkiye’nin tohum ticaretinde 10. sırada olduğunu görüyoruz. Hedeflerimizden bir tanesi de ilk 5 ülke arasına girmektir.

Bunun için de daha çok AR-GE çalışması ve pazarlama ilgili tüm potansiyellerin ortaya konulması lazım. Burada Tarım Bakanlığı desteklerinin, uzun vadeli yatırım ve Ar-Ge teşviklerinin büyük öneme sahip olduğunu vurgulamak istiyorum.

Sektörün birleşerek, birlikte büyümeyi hedefleyerek uluslararası alanda da ticaret ve pazarlama yapabilen şirketler arasına girmek gibi bir hedefi olmalıdır. Kendi markalarımızı ihraç edebilmeliyiz.

Biz TÜRKTOB olarak sektörün büyümesi ve geliştirilmesine yönelik politikaların oluşturulması, sektör içerisinde birlikteliğin sağlanması, ticaretle ilgili ve teknik konulardaki hususların düzenlenmesi noktasında her türlü çabayı gösteriyoruz.

Birçok şey olmadan insanın hayatını sürdürebileceğini ama tarımsal üretim olmadan sürdüremeyeceğinin altını çiziyorum.

Öyle bir tarımsal üretim alt yapısına sahip olmalıyız ki ülkemizin geleceğini teminat altına almalıyız. Tarım sadece ekonomik bir sektör değildir.

Tarım, gıda, tohumculuk sektörüne sahip çıkmak, Geleceğimize sahip çıkmaktır.

Konuşmamın başında da söylediğim gibi tarım şu anda küreselleşmenin ve küreselleşme içinde süregitmekte olan varolma mücadelesinin en temel sektörüdür. Onun için de tarım alanında yürütülen stratejik mücadeleleri göz ardı etmememiz gerekiyor.

Eğer tarım geleneksel, modern ve küresel ekonominin can damarıysa ve oradaki hareketlilik birçok şeyi belirliyorsa, bu belirlenen alanın son dönemlerdeki en önemli ve stratejik zemini tohumluktur.

Zamanında bu konuda tohumculuk sektörünü oluşturamayan ve rekabet gücünü gösteremeyen ülkeler, sanayi devrimi dönemini yakalamayıp geri kalan ülkelere benzer.

Tarım ve özelde tohumluk alanlarında sektörün sürdürülebilirliğinin sağlanması, gücünü AR-GE’ den alan bölgede ve dünyada rekabet edebilen bir ohumculuk sektörü ülkemizi ekonomide ve gıda güvenilirliğinin sağlanmasında daha güçlü kılacaktır.

''İşte tohum bu yüzden geleceğimizdir.’’

açılış

detay - 1

detay 2