TÜRKTOB

Sosyal Medyada
Birliğimiz

MİLLİ TOHUMCULUK VİZYONU

MİLLİ TOHUMCULUK VİZYONU

‘’Millî Tohumculuk Vizyonu’’

Nedir? Ne değildir?

Türk tohumculuk sektörü, üretim kapasitesi, AR-GE çalışmaları, teknik altyapı, zengin biyoçeşitlilik, ekolojik imkânlar ve coğrafi konum olarak tarım ve tohumculukla ilgili uluslararası kuruluşlarla olan iş birliği ve uluslararası tohum kalite standartları ve kurallarına uyumlu yasal altyapısı ile yurt içi ve yurt dışı piyasalarda önemli bir avantaja sahip konumdadır.

Dünyada tohumculuk alanındaki bitki ıslahı, tohum bilimi ve teknolojilerindeki gelişmelerin yanında, uluslararası kuralların ve standartların yönlendirdiği tohumculuk sektöründeki ilerlemeler ülkemizi de etkilemiş, 1920’liyıllarda tohum ıslah istasyonlarının kurulması ile başlayan bitki ıslahı,1960’lı yıllarda  çeşit tescili, sertifikalı tohum üretimi ve tohum tedarik sistemi  oluşturma çalışmaları başlatılmıştır. 1980’li yıllardan itibaren serbest piyasa koşullarında özel sektör ağırlıklı,Türkiye, tohumculuk politikalarında köklü değişikliklere yönelmiş,tohum üretimi,ticareti, kalite testleri ve tohumluk sertifikasyonunda OECD tohum sistemine ve Uluslararası Tohum Test Birliğine (ISTA) üye olmuş ve tohumculukla ilgili uluslararası kuralları uygulamaya başlamıştır. Türkiye bugün gelişmiş tüm ülkelerde olduğu gibi uluslararası normlar,teknik ve ticari kurallara göre hareket eden bir ülkedir. Bu durum ülkemiz tohumculuk sektörünün küresel ölçekte rekabet gücünü olumlu etkilemektedir.

Türkiye, tohumculuk sektöründeki potansiyelini harekete geçirmek, avantajlarını en iyi şekilde değerlendirmek ve küresel tohum endüstrisinde daha çok söz sahibi olmak için uluslararası üretim ve ticaret kurallarına uymak zorundadır.

Türkiye’de 2006 yılında yayımlanan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile 1980’li yıllardan itibaren sektörde ağırlığı artan özel sektör kuruluşlarının tohumculuk endüstrisi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi örgütlenerek "Birlikler" çatısı altında faaliyetlerini sürdürmeleri sağlanmış, 2008 yılının sonunda Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) ve bağlı yedi alt birlik kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu statüsüyle çalışmalarına başlamıştır.

TÜRKTOB ve alt birlikleri tüketici ve sanayici tercihlerini dikkate alan, kalite odaklı, rekabet gücü yüksek ve adil bir tohumculuk sisteminin oluşmasına,ülkemiz yerel genetik kaynaklarının değerlendirilerek yeni bitki çeşitlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına, tohumlukların üretimi, tedariki ve ticaretine ilişkin millî politikalar belirlenmesi ve uygulanmasına, millî ve milletlerarası idari, teknik ve hukuki düzenlemelerin yapılmasına katkı sağlamaktadır.

TÜRKTOB ve ilgili alt birliklerin çalışmaları,T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen AR-GE, altyapı yatırımları ve tohum üretim ve kullanım desteklerinin verdiği güç ile birleşmiş, Türk tohumculuk sektörü büyümeye başlamış ve sertifikalı tohumluk üretimi, tohumculuk sektörü açısından çok kısa olarak değerlendirilebilecek sürede rekorlar kırmıştır.

2002 yılında 145 bin ton olan üretim, 2007 yılında 325 bin ton, üretilen tohumluğun kalitesinin artması her geçen gün sertifikalı tohum kullanım ve üretim desteklerinin etkisi ve özel sektörün gayretleri ile 2010 yılında 497 bin tona yükselmiş, 2017 yılında 1 milyon tonu aşmıştır.

TÜRKTOB bünyesinde görev yapan alt birliklerin görev alanına giren fide, fidan ve süs bitkisi üretimlerinde de büyük artışlar görülmüştür.

Söz konusu dönemler içerisinde dış ticaret dengesi de ihracat lehine gelişmeye başlamış, 2007 yılında %38 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı, 2016 yılında %76’ya çıkmış, fide, fidan ve süs bitkileri eklendiğinde bu oran %89 olmuştur.

Türkiye’de son 15 yılda ihracatını 8 kat arttıran başka sektör yoktur. Türkiye 80 ülkeye tohum ihraç etmektedir. Hedefimiz küresel tohum ticaretinde dünyada ilk 5 ülke arasına girmektir.

***

Türkiye Tohumcular Birliğinin millî bir kuruluş olup olmadığı yönünde dile getirilen görüşlere cevap verebilmek için "millî kuruluş"tan ne kastedildiğini bilmek gerekmektedir. Eğer sermaye yapılarına göre bir değerlendirme yapılıyorsa ki başka türlü bir değerlendirme yapılması mümkün değildir, durum aşağıdaki gibidir;

1980’li yıllarda 3 olan yerli firma sayısı bugün 832’ye yükselmiştir. Bu şirketler içinde tamamen yerli sermaye ile kurulmuş olanların sayısı 778’dir. Bu rakam, şirketlerin %93,5’inin yerli olduğunun göstergesidir. Yerli-yabancı ortaklığı ile kurulmuş olan şirket sayısı ise 22 (%2,6), tamamı yabancı sermayeli şirket sayısı ise 32 dir (%3,8).

Şirket sayıları ve sermaye yapılarının sektöre hakimiyet durumunu tam olarak anlamamıza imkân vermeyeceği gerçeğinden hareketle, şirketlerin toplam ticaret içindeki paylarını yine sermaye yapılarına göre sınıflandıracak olursak;

Yerli sermayeli 778 şirketin ticaret hacmindeki payı %51,

Ortak sermayeli 22 şirketin ticaret hacmi içindeki payı %18,

Yabancı sermayeli 32 şirketlerin ticaret hacmi içindeki payı % 30’dur.

Dolayısıyla, yerli ve yerli-yabancı ortak sermayeli şirketlerin ticaret hacmi içindeki payının %70 olduğu bir sektöre ve sektörü temsil eden Türkiye Tohumcular Birliğinin yapısına çok uluslu şirketlerin ve onların yerli ortaklarının hakim olduğunu söylemek büyük haksızlıktır. Yerli sermayeli şirketlerin ticaret hacmindeki payları her geçen gün artmaktadır.

Kurumların ve şirketlerin kendi alt birliklerinin genel kurullarında birer oy hakkı vardır. Türkiye Tohumcular Birliği Yönetim Kurulu ise 7 alt birliğin genel kurullarında belirlenen 70 Üst Birlik Delegesinin oyu ile seçilmektedir.

***

Tohumculukta ‘’gelişmiş ’’ olarak değerlendirilen ülkelerin sektörel tarihi incelendiğinde görülür ki;  özellikle üretim ve ticaret konularında oluşturdukları sistem ve kurallar Türkiye’den ortalama yarım asır önce devreye girmiştir.

Yine gelişmiş ülkelerde tohumculukta çok önemli olan bitki ıslahı ve çeşit geliştirme konularını da içine alan AR-GE faaliyetleri, aktarılan kamu kaynaklarının da etkisiyle ülkemizden çok önce başlamıştır.

Ülkemizde ise gayrisafi millî hasıladan AR-GE’ye aktarılan pay %1’e yeni ulaşmış, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün tüm tarım sektörüne ayırdığı AR-GE bütçesi 1 milyar TL’yi bulmamıştır.

Rakip ülkelere göre genç sayılabilecek Türkiye tohumculuk sektörü 35-40 yıllık kısa geçmişinde biriktirebildiği bilgi, tecrübe ve sermayesiyle hem ülke hem de firma bazında uluslararası firmalarla rekabet etmek için elinden geleni yapmaktadır.

Yerli tohum şirketlerimiz de dışa bağımlılık oranlarımız yüksek görülen hibrit sebze, pamuk, ayçiçeği, mısır gibi ürün gruplarında kendi ıslah ettikleri çeşitlerle hem ulusal hem de uluslararası pazarlarda rekabet eder düzeye gelmeye çalışmaktadır.

Ülkemiz tohumculuk sektörü bir bütün olarak yerli ve yabancı firmaların iş birlikleri neticesinde teknoloji transferi, sermaye birikimi,  insan kaynaklarının oluşumu açısından son derece önemli bir yol katetmiştir.

Buğday, arpa, çeltik, bazı yem bitkileri ve yemeklik baklagillere ait sertifikalı tohumlukların önemli bir kısmı ise Türkiye’de ıslah edilen çeşitler kullanılarak gerçekleştirilmektedir.

Hibrit sebze tohumculuğunda yeterlilik oranımız %10’dan %60’a çıkmıştır. Hububatta %90 seviyelerindedir ve bu oranlar giderek artmaktadır.

***

Bilindiği gibi 21 Kasım 2016 tarihli Bakanlar Kurulu sonrası "2018 yılından itibaren sertifikalı tohum kullanımını yaygınlaştırmak için 5 dekardan büyük alanlarda üretim yapan ve sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere tarımsal destek verilmeyecek" açıklaması yapılmıştır.

Bunun akabinde TÜRKTOB tarafından da o dönemde ‘’Bitkisel üretim artacak, 1 milyon tona yaklaşan sertifikalı tohum üretimi kısa sürede iki katına çıkacak, kayıt dışı üretim ve kullanım sona erecek, Türk çiftçisi, Türk tarımı ve Türk ekonomisi kazanacak.’’ şeklinde özetlenecek bir basın açıklaması yapılmıştır.

Bu açıklamamızın arkasındayız!

Çünkü;

Sertifikalı tohum, kayıt altına alınmış, tarımsal, teknolojik ve morfolojik özellikleri tanımlanmış, çimlenme oranı yüksek, verimin en az %25, hibrit çeşitlerde %100 oranında artmasını sağlayan tohum demektir.

Sertifikalı tohumluk kullanmak kalite artışı demektir.

Tarımsal sanayinin ihtiyacı olan standartlara uygun ürün demektir. 

Üreticinin ürününün pazarlarda ve borsalarda yüksek fiyatla satılması ve çiftçimizin daha çok kazanması demektir.

Sertifikalı tohum kullanımın yaygınlaşmasının çok uluslu şirketlerin ve büyük marketlere ürün satan tedarik zincirlerin işine yaracağını söyleyenlere aşağıdaki örneği sunuyoruz ki,bilmeyerek neye hizmet ettiklerini kavrasınlar;

Türkiye’nin mısır üretimi 2016 yılı rakamlarına göre yaklaşık 6,4 milyon ton, ortalama verim ise 941 kg/da.dır. Ülke ihtiyacının karşılanması için yaklaşık 1,5 milyon da ithalat yapılmaktadır. Bu üretimin hemen hemen tamamı hibrit çeşitlerle yapılmaktadır. Hibrit çeşitler yerine, söylendiği gibi yerel ya da eski kompozit mısır  çeşitleriyle üretim yapılacak olsa sözü edilen çeşitlerin verimleri 300 kg/da civarında olduğu için toplam üretim 2 milyon tona kadar düşecek ve ihtiyacı karşılamak için 6 milyon ton ithalat yapılmak zorunda kalınacaktır.

Bu örneği çok sayıda ürün ile çoğaltmak mümkündür.

Ülke nüfusunun hızla artmaya devam ettiği ve üretimin de aynı hızla artması gerektiği gerçeğinden hareketle bu durumun savunulabilecek bir durum olmadığı kolayca anlaşılacaktır.

Ayrıca üstün vasıflı çeşitlere ait sertifikalı tohumluklar iç tüketimdeki ürün kalitesinin iyileştirilmesinde olduğu kadar ihracata yönelik üretim amacıyla da kullanılmaktadır.

Tohumculuk sektörü toplam tarımsal ihracatımıza ve millî gelire olan katkısıyla değerlendirilmelidir.

Ülkemizin yaş meyve-sebze ihracatı sürekli artmaktadır. Bu artışta kaliteli tohumlukların ve çoğaltım materyallerinin kullanılmasının payı çok büyüktür.

***

Bazı medya organlarında ‘’Tohumculuk Kanunu’nun “yetki devri” başlıklı 15’inci maddesi ile tohumlukların üretimi, sertifikasyonu, ticareti ve piyasa denetiminin Türkiye Tohumcular Birliğine (dolayısıyla çok uluslu şirketler veya onların yerli ortaklarına) devredebileceği hükmü getirilmiştir. Nitekim 3 Nisan 2012 tarihinde çıkarılan Tohumculuk Hizmetlerinde Yetki Devri Yönetmeliği’nin 18/a maddesiyle piyasa denetim yetkisi birliğe devredilmiştir.’’  ifadesi yer almıştır.

Oysa böyle bir yetki devri yapılmış olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesinin 13/1/2011 tarihli ve E.: 2007/2, K.: 2011/13 sayılı Karar'ı ile Kanun’un15. maddesinde yer alan bir ibare bu Kanun’un 8. maddesindeki ‘denetim’ yönünden iptal edildiğinden, piyasa denetim yetkisinin devri de hukuken mümkün olmaktan çıkarılmıştır. Bunun dışında yer alan tohum üretimi, sertifikasyonu ve ticareti gibi konular 40-50 yıl önce olduğu gibi bugün de T. C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetkilendirilen kişi veya kuruluşlar tarafından yapılmaktadır.

***

5553 sayılı Tohumculuk Kanunu’na göre sanılanın aksine çiftçilerimizin kendi tohumluklarını üretmeleri yasaklanmamıştır.Ticarete konu olmamak ve şahsi ihtiyaç miktarı ile sınırlı kalmak kaydıyla, çiftçiler arasında yapılacak tohumluk mübadeleleri bu Kanun hükümlerinden müstesnadır. Çiftçiler ve özellikle küçük çiftçiler kendi ürettikleri veya çoğalttıkları tohumlukları ticarete konu etmedikleri sürece kullanmaları mümkün hâle gelmiştir.

Tohumculuk Kanunu’nun temelinde; çiftçinin ve tohum kullanan tüketicinin korunması amacıyla tohumlukların kamunun veya yetki verdiği kurumların denetiminde hastalık ve zararlılardan ari, tohum kalite kontrolleri test edilerek standartlara uygunluğu onaylanmış olmaları ve piyasaya arz edilmeleri esası yer almaktadır.

Yerel çeşit adı altında ürünlerin kontrolden geçmeden, tohum kalite standartlarına uygunluğu tespit edilmeden satılması çiftçimizi ve tohum kullanıcıyı mağdur edebileceği için ticarete konu edilmemektedir.Bu gereklilik gıda güvenliği ve güvenilirliğinin sağlanması için çok önemlidir. Ancak bu yerel çeşitlerin kanuna uygun olarak üretilip ticarete sunulmasında hiçbir engel bulunmamaktadır.

Düzenlemenin amacı yerel tohumların yayılmasını önlemek değil, verimli ve kaliteli ve sağlıklı üretim yapılmasını sağlamaktır.

Yerel tohumlarla üretim yapan ve ürünlerini pazarlayan çiftçilerimizin cezalandırılması ya da suçlu muamelesi görmesi mümkün değildir.

Ayrıca ‘’sertifikalı tohum yerine yerel tohum ıslahına ağırlık verilmeli’’ ve benzeri açıklamalar konu hakkındaki bilgi yetersizliğinin sonucudur. Zaten ülkemizde geliştirilen çeşitler; yerel-köy çeşitleri ve yerel genetik kaynaklarımız kullanılarak geleneksel bitki ıslahı yöntemleriyle elde edilmekte, GTHB tarafından tescil edilen ve kayıt altına alınan çeşitlerin sertifikalı tohumluk üretimleri yapılmaktadır.

Tohumculuk sektörünün yerel çeşitler ve genetik kaynaklar konusuna bakış açısı şöyledir:

  • Genetik kaynaklar, dolayısıyla yerel çeşitler tohumculuk sektörünün olmazsa olmaz ihtiyacıdır.
  • Yerel çeşitlerin toplanması, tanımlanması ve muhafaza edilmesi herkesten önce sektör için bir ihtiyaçtır.
  •  Tohumluğunun “yerel çeşit” tanımına uygun şekilde ticarileşme imkânı bulmasına sektörün itirazı yoktur.
  • Sektörün hassasiyeti asla ticari kaygılar olmayıp ülkenin gıda güvenliğinin sağlanması temelindedir.

Yerel çeşitler konusundaki hassasiyetimizi, yerel çeşitlerin toplanması ve gen bankalarına kazandırılması konusunda yürüttüğümüz ve maddi olarak desteklediğimiz sosyal sorumluluk projemiz de göstermektedir. Bu proje bu konuda özel sektörce desteklenen ilk ve tek projedir.

***

Hibrit tohumlarla ilgili kamuoyunda dile getirilen bilgilerin de tam olarak gerçeği yansıtmadığı söylenebilir. Şöyle ki; hibrit tohumlar sürekli olarak kısır tohum olarak adlandırılmaktadır. Kısır tohumdan ne kastedildiği tam olarak bilememekle birlikte eğer kasıt ekilen tohumdan elde edilen ürünün tekrar ekildiğinde çıkış sağlamaması veya ürün vermemesi ise bu tam olarak doğru değildir. Bu tohumlar ürün verir. Ancak ilk yıl ekilene göre verim önemli ölçüde azalacağı için ikinci yıl ekilmeleri tavsiye edilmez. Bu konudaki açıklamaların böyle yapılmasında fayda vardır.

Buğdayda hibrit teknolojisi teorik olarak mümkün olmasına rağmen uygulamada kârlı olmadığı için şu anda bile piyasada hibrit buğday çeşitleri yaygın değildir. Ancak bazı kitaplarda ve köşe yazılarında, şimdiye kadar geliştirilen ve Türkiye'ye getirilmiş olan tüm çeşitler hibrit-kısır olarak nitelendirilmektedir. Hatta Norman Borlaug'un geliştirdiği çeşitlere bile hibrit denilmektedir ki bu doğru değildir. Bunlar tamamen bilim dışı yaklaşımır, teknik bilgi eksikliğidir ve gerçeklerle alakası olmayan açıklamalardır.

Yazılarda hibrit tohumların laboratuarda geliştirildiği iddiası yer almaktadır. Hibrit teknolojisi doğada kendiliğinden olabilecek bir melezlemenin kontrollü şartlarda (tarlada veya serada) yapılarak verimli, kaliteli ve sağlıklı bitkilerin meydana gelme ihtimalinin arttırılması ve buradan meydana gelen fertlerin seçilebilmesine imkân tanıyan bir teknolojidir. Hibrit çeşit ıslahında, klasik çeşit ıslahında olduğu gibi laboratuvarlar kullanılmaktadır, ancak bu tohumların laboratuarda yaratıldığı ifadesi doğru değildir. Çünkü laboratuarlarda yapılan şey sadece birtakım teknolojik, kalite ve benzeri özellikleri yönünden test edilmesi veya belirlenmesidir.

***

Türkiye Tohumcular Birliği, sektörel birlikteliği sağlayıp ülkemizi tüm ulusal ve uluslararası kurumlarda temsil ederek, Türk çiftçisinin daha kaliteli ürünler elde etmesini ve daha çok kazanmasını sağlayacak politikalar geliştirip, üretimin ve ihracatın artırılmasına yönelik çabaları ile eğitim ve  yayım çalışmaları yaparak Türk tohumculuğuna hizmet etmektedir.

2017 yılında tamamlanan "Türkiye Ulusal Tohumculuk Sektörü Stratejik Planı" ile sektörün önümüzdeki yıllarda yapması gerekenler ortaya konulmuştur. " Gıda Güvenilirliğini Ön Planda Tutan Sürdürülebilir ve Uluslararası Düzeyde Rekabetçi Bir Tohumculuk Sektörü" vizyonu ile AR-GE çalışmalarına önem verilmesi, üretimin, üretimde kalitenin, ihracatın ve rekabetçiliğin arttırılması, marka çeşitlerin geliştirilmesi ve kayıt dışılığın önlenmesi hedeflenmiştir.

Elbette AR-GE başta olmak üzere, teknoloji kullanımı, yerli çeşitlerin geliştirilmesi, üretim ve ithalat –ihracat gibi esas unsurlar bakımından, daha da ileriye gitmemizin gerekliliği herkesçe kabul edilen bir konudur.

Ancak çeşitli başlıklarda özetlemeye çalıştığımız eleştirilerde bulunanların, tohumculuğumuzun kısa tarihine bakarak nereden nereye, nasıl ve hangi sancıları çekerek geldiğini bir kez daha gözden geçirmek zorunda olduklarını hatırlatmak isteriz.

Kullandığımız  “Yerli Tohumculuk”- “Millî Tohumculuk” gibi tanımlamalar bir amacın, hedefin ve ulusal vizyonun dile getirilmesidir.

Bu vizyonu hepimiz sahiplenmeliyiz.

TÜRKİYE TOHUMCULAR BİRLİĞİ